![]() |
BİRLEŞİK METAL-İŞ Ekim 2004 |
|
Kıdem Tazminatı Fon Yasa Tasarısı Orada durun!
4857 sayılı İş Kanunu gündeme geldiğinde, bilim komisyonunun hazırladığı tasarının içinde yer alıyordu. Ancak, komisyon kıdem tazminatı konusunda ikiye bölünmüştü. Komisyonun bir bölümü, kıdem tazminatında fon uygulamasına geçilmesini önerirken, diğerleri 30 günlük tazminat miktarının 15 güne indirilmesini istiyorlardı. Bu ikinciler, işverenleri temsilen komisyonda bulunan komisyon üyeleri tarafından dile getirildiği için olsa gerek, kamuoyunda fonun işçiler yararına olduğu düşüncesi hakim olmaya başladı. Zaten fonu savunanlar da, fonu kıdem tazminatının güvencesi olarak formüle ettikleri iddiasındaydılar. Onlara göre, çok sayıda işçi, kıdem tazminatını alamıyordu, dolayısıyla kurulacak fon bu tür ödemeleri garanti altına almış olacaktı.
FON TASARISININ AMACI Almanların meşhur bir atasözü var: “Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir” diye. Kıdem tazminatı fonu konusundaki “iyi niyet” de, kıdem tazminatının kullanımını sınırlamak, kıdem tazminatı miktarını azaltmak için kullanılmaktaydı. Çünkü fon, işçilerin ödenmeyen tazminatlarını güvence altına almak için değil, kıdem tazminatı ödemelerini emeklilik veya ölüm ikramiyesine çevirmek amacıyla hazırlanmıştı. Fon tasarısının hak kazanma ile ilgili 7. maddesine göre işçiler, hizmet akitlerini kendileri ya da işveren tarafından feshedildiğinde yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak koşullarını yerine getiriyorlarsa kıdem tazminatına hak kazabilecekler. Bunun dışında 10 yıl fona prim ödeyenler istekleri halinde ve işçinin ölümü durumunda kanuni mirasçıları bu hakkı kullanabilecekler. Görüldüğü gibi, kıdem tazminatı ödemeleri ölüm, emeklilik, yaşlılık ve malüllük durumlarında isteğe bağlı olmaksızın ve 10 yıl prim ödeyenlerin isteğine bağlı olarak gerçekleşen bir ödemeye dönüştürülmektedir. Dolayısıyla işçiler, şu anda işten çıkarıldıklarında kendilerine ödenen kıdem tazminatını kaybetmektedirler.
KAYIPLAR... Kayıplar bununla sınırlı değil! Bilindiği gibi kıdem tazminatı hesabı işçilerin en son aldıkları ücret üzerinden yapılmaktadır. Fon tasarısı bunun yerine işçinin çalıştığı ve adına prim yatırılan son takvim yılının ortalamasının tazminat hesaplamasında kullanılmasını önermektedir. En son alınan ücret yerine bir yıllık ortalama ücret hesabı, kıdem tazminatı miktarını önemli ölçüde aşağıya çekmektedir. Aynı düzenleme nedeniyle işçinin kıdemi içinde daha yüksek ücretle çalışmış olduğu işyerlerinde aldığı ücretler, tazminat hesabında dikkate alınmamaktadır. Görüldüğü gibi, işçilerin kıdem tazminatlarını güvence altına alma “yüce amacını” taşıyan fon, el çabukluğu ve marifet yolu ile, kıdem tazminatını emeklilik ikramiyesine ya da taksitle alış-verişe indirgemiş durumdadır. 4857 sayılı yasa daha tartışma aşamasında iken ve taslak meclise indirilmeden Abant’ta yapılan toplantıda TİSK temsilcileri, kıdem tazminatı fonuna karşı çıkmışlardı. TİSK temsilcileri, kıdem tazminatının işveren tarafından ödenmesini istiyorlardı çünkü onlar işten çıkardıkları işçilerini aslında çok seviyorlardı ve onlarla helalleşmek istiyorlardı. Ancak 30 günlük süre, bu sevgi ve helalleşme için fazla yüksekti. Fon olmasın ama süre 15 güne düşürülsün diyordu işverenler.
KAMU KAYNAKLARI YA DA İŞÇİNİN GELİRİ İşverenlerin bu talebini iki şekilde yorumlamak gerekiyor. Birincisi, üst sınırı yüzde 3 olan ve tamamen işverenlerin ödediği primler, büyük ölçekli işletmeler açısından büyük bir mali yük oluşturacaktı. Bu mali yük sermaye tarafından yeni vergilendirme olarak değerlendiriliyordu. Dolayısıyla büyük sermayenin fonu kabul etmesi, toplam üretim maliyetlerinde yüzde 3’ten fazla bir indirimle mümkün olabilirdi. Dolayısıyla büyük sermaye, kıdem tazminatlarını kendi karlılığını artırmanın gerekçesi yapmaktaydı. İkincisi ise, kıdem tazminatlarının tartışılmaya başlaması, sermayedar sınıfa bu hakkın geriye götürülmesinin zeminini sunuyordu. Fon olmasın ama gelin 30 günü 15 güne indirelim sözünü bu ortamda edebiliyorlardı. Her iki durumda da kıdem tazminatı tartışması, sermaye açısından oldukça işlevliydi. Bu sayede sermayenin üzerindeki vergi ve prim yüklerinin hafifletilmesi talebi dile getiriliyor, bu olmazsa kıdem tazminatlarının sınırlanması isteniyordu. Birincisinde kamu kaynaklarına el konulmak istenirken, ikincisinde doğrudan işçinin gelirine göz dikiliyordu. 15-16 Eylül 2004 tarihinde Ankara’da toplanan Çalışma Meclisinin gündemine kıdem tazminatı fonunun alınmasını da bu genel çerçevenin dışında değerlendirmemek gerekiyor. Gündemin diğer iki maddesi olan Kayıt Dışı Ekonomi ve İşsizlik konusunda uluslararası sermayenin programı çerçevesinde, sermayenin üzerindeki vergi ve prim yüklerinin önemli oranlarda düşürülmesi konusunda mutabakat sağlamak istenmiştir. Kıdem tazminatı fonu Çalışma Meclisinin tarafların anlaşamadığı gündemi, diğer ikisi ise uzlaşmaya varılan gündem gibi sunulmak istenmiştir. DİSK’in Çalışma Meclisi’ni terk etmesi ve bu konuları gündeme getirmesi ise oynanmak istenen oyunu bozmuştur. Ancak, sermayenin yüklerinin hafifletilmesi, kayıtlı ekonominin koşullarının kayıtdışınınkine yakınlaştırılması ve yine çalışanların koşullarının işsizlerinkine yakınlaştırma hedefinden vazgeçilmiş değildir. (Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 164'ten) |