amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ

Ekim 2004

 

12 Eylül’ün ilk hedefi işçiler oldu

Haklar tek tek yok edildi

 

12 Eylül 1980 darbesinden sonra kapatılan, yönetici ve üyeleri Davutpaşa Kışlası’nda işkenceli sorgulardan geçirilen Konfedarasyonumuz DİSK, 24 yıl sonra o karanlık ve işkenceli dönemi aydınlatmak için harekete geçti.

“12 Eylül Zincirlerini Kıralım” başlıklı kampanya ekseninde, 12 Eylül 2004’te Davutpaşa kışlası önünde yapılan basın açıklamasının ardından bir panel düzenlendi.

13 Eylül 2004 tarihinde de, yapılan basın açıklamasının ardından, darbeci genareller hakkında Sultanahmet Adliyesi’nde dava açıldı.

 

12 EYLÜL 1980

12 Eylül 1980 günü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in başkanlığında, “Milli Güvenlik Konseyi”, TBMM’nin yasama ve yürütme yetkisini bir gecede devraldı; beş general ülke yönetime el koydu!

1980 yılında gerçekleşen askeri darbe, bu ülkede birçok şeyi değiştirdi. Çok acılar çekildi, aileler dağıldı, ülke bir tür açık cezaevine dönüştürüldü. Her türlü örgütlenme hakkı kısıtlandı. Sendikalar bir daha hiç o kadar örgütlü olmadı.

Yüz binlerce işçinin sendikal gücü DİSK, tam 12 yıl kapalı kaldı. Barış Derneği davasında yargılanan ülkenin aydınları yıllarca cezaevlerinden çıkamadılar. 17 yaşındaki Erdal Eren'in de aralarında bulunduğu 50 kişi asıldı. DGM’ler yeniden kuruldu. 1961 Anayasası’nı rafa kaldıran darbeciler, temel hak ve özgürlüklerle düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, baskıcı anayasayı getirdiler.

12 Eylül, açıklandığı üzere anarşi ve terörü bitirmek üzere gelmiş gibiydi, ama sosyal hakları, demokratik örgütlülükleri, solu silindir gibi ezip geçerek sömürünün yerleşmesi için gereken düzeni getirdi.

12 Eylül’le, sermaye için kuralsız, emekçiler için yasakların olduğu bir dönem açıldı.

1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükler ortamında çıkartılan 274 ve 275 sayılı yasalardaki kazanımların önemli bölümü bu ortamda yok edildi.

Darbeyi izleyen yıllarda ücretlerin hızla aşağıya çekildiği ve yoksullaşma sürecinin hızlandığı görüldü. Kıdem tazminatına ve emekçilerin örgütlenme, toplusözleşme ve grev hakkına inanılmaz sınırlamalar getirildi.

Yaşanan gelişmeleri dönemin Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin, şu şekilde değerlendirdi: “Yirmi yıl bizim anamız ağladı, şimdi sıra onlarda...”

 

(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 164'ten)