![]() |
BİRLEŞİK METAL-İŞ Ekim 2004 |
|
Kredi kartı kullanımı ve işçiler
Plastiğin çok önemli bir buluş olduğu herkes tarafından kabul edilir. Plastiğin madde olarak özelliği esnek, yumuşak olması, kolay şekil alabilmesidir. Diğer taraftan plastik doğa tarafından yüzlerce yıl yok edilemeyen, doğaya zarar veren bir maddedir. Kredi kartı da plastikten mamuldür. Kredi kartı olarak plastik, madde olarak hangi işlevlere sahip ise, işçi sınıfı ile sermaye arasındaki ilişkide de aynı işlevlere sahip. Plastik (kredi kartı) işçilerin birliğini zayıflatıyor ve onların sermayeye karşı mücadelesini yumuşatıyor. Doğa tarafından ortadan kaldırılması yüzlerce yıl aldığı gibi, işçilerin birliğini yeniden tesis etme konusunda büyük bir engel olarak ortaya çıkıyor. Hepsinden önemlisi, plastiğin yapışkan özelliği, işçiyi sermayeye görünmez bağlarla bağlamaya yarıyor. -- Yıllar önce, yüksek ikramiyeli yarışma programlarından birinde, yaklaşık 16 milyarlık ödülü kazanan bir bayan yarışmacı, kazandığı parayı ne yapacağı sorulduğunda “Kredi kartı borçlarımı ödeyeceğim, ama bu para yetmeyecek” demişti. Yarışmanın sunucusu büyük bir şaşkınlıkla, “Ne iş yapıyorsunuz?” sorusunu sorduğunda aldığı cevap, “devlet memuruyum” olmuştu. Bir devlet memurunun aldığı en yüksek maaş ortada iken, kredi kartı borcunun 16 milyar lira ile ödenemeyecek kadar çok olması garip karşılanmıştı. Oysa, bu durum bir Türkiye gerçeği idi. Ücretlerinden başka bir gelir kaynağı olmayan ve ücretleri insanca yaşamalarına yeter düzeyde olmayan insanlar açısından kredi kartı, borçlanarak yaşamlarını devam ettirmelerine yardımcı olan bir araç.
TÜKET! DAHA FAZLA TÜKET! Bu insanların aşırı borçlanması durumu çoğu kimsenin inandığı gibi kredi kartının bilinçsiz ya da dikkatsiz kullanılmasından kaynaklanmıyor. İçinde yaşadığımız kapitalist sistem, insanın mallara değil, malların insanlara egemen olduğu bir sistem. İnsanların büyük çoğunluğunun, kendi emek güçlerini satışa çıkarmadan en temel malları bile elde edemedikleri bu sistemde, mal satışlarının artırılması sermayedarlar açısından en temel hedeflerden bir tanesidir. Sistem insanları daha fazla tüketmeye özendirmektedir. Dolayısıyla kredi kartı borçlarının artması, kart kullanıcılarının bilinçsizliğinden değil, sistemin kendi işleyişinden kaynaklanmaktadır. Ücretleri yaşamlarını insanca sürdürmelerine yetmeyecek kadar düşük düzeyde olanlar açısından borçlanmak ve bu borçlarının ana para ve faizlerini ödeyemez duruma düşmek oldukça doğaldır. Sistem açısından bakıldığında, borcun birikmesi sorun değildir hatta borcun faiziyle birlikte katlanarak artması, banka karlarının artması anlamına gelir. Ne var ki, burada önemli olan borcun ödenmeye devam etmesi durumunun sürdürülmesidir. Güney Kore’de içinde bulunduğumuz dönemde yaşananlar, kredi sisteminin nasıl iki farklı yüzü olduğunu ortaya koyuyor. Asya krizi sonrasında ekonominin canlanmasında önemli bir işlev gören kredi sistemi ve kredi kartları, bugün tüm ülkenin finans sisteminin kriz içine girmesine neden olacak boyutlara ulaşmış durumda. Güney Kore'de bugün kredi kartı kullananların yüzde 15'e yaklaşan bir bölümü borcunu ödeyemez durumda. Eğer bankalar bu çeşit borçları yeniden yapılandırmasalar, bu rakamın rahatlıkla yüzde 30'a çıkacağı ifade ediliyor. Bu durumun birey ve aile üzerindeki maliyeti yüksek. Kredi kartı borcu batağına girenler arasında intihar edenlere bile rastlanıyor. Kredi kartı kullanımı konusunda Türkiye de benzer bir süreci yaşıyor. 1999 yılında bankaların dağıttığı kredi kartı sayısı 10 milyon iken bu sayı 2003 yılında yaklaşık 20 milyona çıkmış. Yani, dört yılda tam yüzde 100 artmış. Daha da önemlisi, en yaygın kullanılan Master ve Visa kartlarıyla yapılan alışverişlerin toplamı, bu dört yıl içinde yaklaşık 5 katrilyon liradan 40 katrilyon liraya yükselmiş. Dört yılda kredi kartları kullanım cirosu sekiz katı kadar artış göstermiş. 2003 yılında bir önceki yıla göre yüzde 57 artış göstererek 40.3 katrilyon lirayı bulan kredi kartı harcamaları, 2004 yılının daha ilk üç ayında 7.3 katrilyon liraya ulaştı. Kredi kartlarında geri dönmeyen kredi miktarı ise 348.7 trilyon lira ile rekor kırdı. Kredi kartı konusunda yakın zaman önce bir araştırma yayınlayan Ankara Ticaret Odası bir yıl içinde kredi kartı krizi yaşanabileceği uyarısı yapıyor.
GELECEK İPOTEK ALTINDA Kriz yaşanır ya da yaşanmaz. İşimiz falcılık değil. Ancak bildiğimiz bir şey var. Kredi kartı borçları, ücret ve maaşla geçinen işçi sınıfı üyelerinin bugünü ve geleceğini ipotek altına alıyor. Gelirlerinin yetersizliği nedeniyle kredi kartı kullananlar, varolan gelirlerine ve çalışma koşullarına daha bağımlı hale geliyorlar. Kredi kartı olan işçiler, bankaların bağımlılarına dönüşüyorlar. Kredi kartı aracılığıyla banka sermayesi işçilerin birliğine darbe vuruyor. Bir direnişte, bir grevde kredi kartı borcu, işçilerin gücünü belirleyen önemli bir unsur haline gelmiş durumda. İşçiler ücretlerini artırmak ve çalışma koşullarını düzeltmek için kendilerini çalıştıranlara karşı bir araya gelirlerken, kredi kartı işçilerle işveren arasında bir tampon vazifesi görüyor. İşçiler, borçlanarak gelirlerini artırıyorlar ve aynı zamanda borçlarını ödeyebilmek için daha uysal, daha tepkisiz çalışmak zorunda kalıyorlar. Plastiğin çok önemli bir buluş olduğu herkes tarafından kabul edilir. Plastiğin madde olarak özelliği esnek, yumuşak olması, kolay şekil alabilmesidir. Diğer taraftan plastik doğa tarafından yüzlerce yıl yok edilemeyen, doğaya zarar veren bir maddedir. Kredi kartı da plastikten mamuldür. Kredi kartı olarak plastik, madde olarak hangi işlevlere sahip ise, işçi sınıfı ile sermaye arasındaki ilişkide de aynı işlevlere sahip. Plastik (kredi kartı) işçilerin birliğini zayıflatıyor ve onların sermayeye karşı mücadelesini yumuşatıyor. Doğa tarafından ortadan kaldırılması yüzlerce yıl aldığı gibi, işçilerin birliğini yeniden tesis etme konusunda büyük bir engel olarak ortaya çıkıyor. Hepsinden önemlisi, plastiğin yapışkan özelliği, işçiyi sermayeye görünmez bağlarla bağlamaya yarıyor. Görünürde bir banka müşterisi olan kredi kartı sahibi işçi aslında bankanın ücretsiz çalışanı haline dönüşüyor. İşyerinden kazandığını bankaya aktarıyor ve kredi kartı aldığı anda yükümlülüklerini yerine getirmediğinde bütün gelirlerine haciz konulmasını, ödemesini geciktirdiğinde faizin katlanarak artmasını kabul ediyor. O şimdi kendi işverenin değil, banka sermayesinin bir çalışanıdır. Kendi işverenini örgütlenip mücadele ederek taleplerini kabul ettirebilir ama banka sermayesine kendi koşullarını kabul ettirme şansı yok denecek kadar azdır.
BİR MADDE BAĞIMLILIĞI Zararlı diye tanımlanan maddeleri kullanmamız için her gün yüzlerce uyarı alırız. İçki içmeyin, sigara içmeyin, uyuşturucu kullanmayın gibi. Evet bu sayılan maddeler insan vücuduna zarar verirler ve vücut bütünlüğünü bozarlar. Ama insanın bütünlüğünü bozan başka madde ve ilişkiler hakkında genellikle uyarılmayız. Örneğin, sömürü insanın bütünlüğünü bozan bir ilişkidir. Kendinizi sömürtmeyin diye bir uyarıyı genelde duymayız. Ya da kredi kartı zararlı bir maddedir. İnsanları bağımlı hale getirir, kredi kartı kullanmayın uyarısını da almayız. Tam tersine bu maddenin kullanılması için reklamlar vb. aracılığıyla teşvik ediliriz. Çünkü sistem bizi madde bağımlısı haline getirmek ister. Sigaraya karşı uyarır ama belki de sosyal ve psikolojik sonuçları itibariyle sigaradan daha yıkıcı etkisi olan kredi kartı gibi maddeleri kullanmamız için bizi özendirir. Madde bağımlısı olmak kötüdür. Ama öyle bir sistemde yaşıyoruz ki, hayatın her alanında maddelere bağımlıyız. Yaşantımızı devam ettirebilmek için bu maddelere ihtiyaç duyuyoruz ve açıkça yaşamıyor, ömür tüketiyoruz. Kredi kartı kullanımı işçiler açısından, onların birliği ve mücadelesi açısından madde bağımlılığıdır. Birliğimizi kurmak, sermayenin sömürüsünü sınırlayıp geriletmek istiyor isek madde bağımlılığından kurtulmamız gerekiyor. Çünkü, borçlu işçi bağımlı işçidir ve bağımlı işçiler birlik olamazlar.
(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 164'ten) |