amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ

Aralık 2004

 

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni dönem

SON DAKİKA: Tarihi 17 Aralık Zirvesi’nde yapılan pazarlıklar sonucunda AB Komisyonu ve Türkiye arasında uzlaşma sağlandı. 3 Ekim 2005 tarihinde başlaması öngörülen müzakereler, tam üyelik hedefiyle başlayacak ve açık uçlu olacak. Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli derecede yerine getirdiği vurgulanan taslak metninde, “Aday ülkenin özgürlük demokrasi, insan hakları temel özgürlükler ve hukuka bağlılık ilkelerinden sapması durumunda AB Komisyonu kendi inisiyatifiyle ya da üye ülkelerinin üçte birinin talebiyle müzakereleri askıya alabilir” deniyor. Ancak müzakerelerin askıya alınması için AB Konseyi’nin bu kararı nitelikli çoğunlukla onaylaması şartı bulunuyor. Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ise, Türkiye’nin aday ülkelere bağlanması için bir ara çözüm aranması cümlesi de taslakta yer alıyor.

Türkiye ve AB arasındaki ilişkiler, Avrupa Topluluğu ile 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması’nın temel oluşturduğu ortaklık düzenlenmesi ile kuruldu.

Türkiye, 14 Nisan 1987 tarihinde Ankara Anlaşması’ndan ayrı olarak tüm Avrupa ülkelerine tanınmış haktan yararlanarak tam üyelik için başvuruda bulundu. 1989 yılında Türkiye’nin üyeliğine ilişkin kararın ertelenmesine karar verildi. Bu nedenle, Türkiye’nin tam üyelik başvurusuna somut bir yanıt verilmemiş oldu. 1996 yılında Türkiye bu isteğini yineledi. 10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de yapılan zirvede AB, Türkiye’yi diğer aday üyelerle eşit şartlarda aday üye olarak kabul etti.

Bu tarihten sonra, Türkiye’de yaşamın her alanını etkileyecek gelişmeler yaşanmaya başlandı. Avrupa Birliği direktiflerle, belgelerle, raporlarla Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve sosyal yaşamda önemli düzenlemeleri yapmasını istedi. Tek tek ve hangi düzenlemenin ne zaman gerçekleşeceğini de belirtti. Türkiye de bunları kabul etti. Bunların içinde neler yok ki? Yapılacak düzenlemeler tam 31 ana başlıkta toplanıyor. Türkiye’nin hemen hemen tüm alanlarda önemli yeni düzenlemeleri yapması bekleniyor.

Bu düzenlemeler, Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısında pek çok değişikliği beraberinde getirecek. Örneğimiz tarıma yöneliktir. Türkiye çalışabilir nüfusunun neredeyse yarısı tarım alanında istihdam olmaktadır. Avrupa Birliği’nin istedikleri ile gerçekleşecek düzenlemeler ise Türkiye’de tarımın tasfiyesine yöneliktir. Tarımdan geçimini sağlayanların hemen hemen tamamı bir kalemde açlığa terk edilecek, Türkiye ise 70 milyonluk bir “pazar” olarak AB tarım ürünlerini tüketecektir. Oysa, AB’nin bazı üye ülkelerinde tarım sübvanse edilmektedir. 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye yeni üye 10 ülkeden en büyüğü olan Polonya; Fransa, Almanya, İspanya’da çiftçilere sağlanan sübvansiyonlardan kendi çiftçilerinin de yararlanması için çok uğraştı, ancak çabası karşılığında hiçbir şey alamadı.

Avrupa Birliği sermaye sınıfı karakterine sahip olan emperyalist bir birliktir. Bu birlik sermayenin hak ve çıkarlarını genişletmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, hem AB üye ülkelerinde hem de genişlediği ülkelerde işçilerin, emekçilerin, çiftçilerin hak ve çıkarlarını sermaye aleyhine olacak şekilde koruması ve geliştirmesi olanaklı değildir.

IMF ile gerçekleştirilen stand-by anlaşmaları Türkiye’nin politikalarını nasıl belirliyor ve IMF’ye bağımlı hale getiriyorsa, Avrupa Birliği de Türkiye’yi daha da bağımlı hale getirmenin, sermayenin hareket alanlarını artırmanın araçlarından biri olmaktadır. Avrupa Birliği projesi büyük bir projedir. Yaşamın her alanını bağımlı hale getirmeye çalışmaktadır. Çünkü her alanda Avrupa Birliği için Türkiye kaybedilmemesi gereken büyük bir pazardır. Son günlerde yaşanan gelişmeler, bu saptamayı daha da güçlendiriyor.

17 Aralık

Nefesler tutulmuş bekleniyor. Acaba Türkiye Avrupa Birliği üyeliği için tarih alacak mı? Türkiye tarih almasına alacak da AB koşul ileri sürecek mi?

Tartışmalar devam ederken bir yandan da rapor üzerine rapor açıklanıyor. Herkes açıklama yapıyor. Ekim ayında Avrupa Komisyonu İlerleme Raporunu açıkladı. Türkiye Katılım Öncesi Ekonomik Programı açıkladı. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in 2014 yılına kadar AB’ye 4.9 milyar dolar kaynak aktaracağının açıklandığı DPT raporu var. Bu arada 17 Aralık 2004’de toplanacak zirvenin sonuç bildirgesi taslak metinleri “basına sızdırıldı”.

Türkiye’ye biçilen kaftan: Daha fazla bağımlılık

17 Aralık’ta gerçekleştirilecek zirvede son şeklini alacak taslak metinde, Türkiye’den Kıbrıs’ı tanıması ve iş göçünü engelleyecek tedbirleri alması isteniyor. AB’nin 2014 yılı bütçesini kabul etmesine kadar Türkiye ile üyelik müzakerelerinin tamamlanamayacağı belirtiliyor. Zaten 2014 yılına kadar müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağı da belli değil. İlk açıklanan taslak metinde üye ülkelerin üçte birinin nitelikli çoğunluğu sağlayarak Türkiye ile müzakereleri durdurma arayışına girebileceği yer alırken Komisyonun ya da üyelerden her hangi birinin başvurusunun müzakerelerin askıya alınması için yeterli olacağı şeklinde düzenlenmiş. Türkiye, müzakerelerin bu kadar kolay bir yöntemle askıya alınmaması için AB üyesi ülkelerin her dediğini yapar konumda kalmaya çalışacak. Çünkü tek bir üyenin itirazı müzakerelerin dondurulmasını sağlamaya yetecek.

Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ne zaman başlayacağı konusundaki paragraf ise 17 Aralık 2004 tarihinde yapılacak zirvede doldurulmak üzere boş bırakılmış. Ayrıca Türkiye ile müzakerenin ucu açık bir süreç olduğu ve sonucunun tahmin edilemeyeceği belirtilerek, müzakereler başlasa dahi Türkiye’nin üyeliğinin garanti olmadığı konusunda uyarı da taslakda yer alıyor.

Taslak metindeki en önemli ifadelerden biri serbest dolaşıma kalıcı sınırlamalar getirilmesi. Serbest dolaşıma kalıcı sınırlama getirilmesi tam üyelik kriterlerine uymuyor. İmtiyazlı ortaklıktan metinde söz edilmemesine karşın, gerek yapısal reformlar, gerek tarım sübvansiyonları, gerek serbest dolaşım konusunda getirilmek istenen kalıcı korumalar imtiyazlı ortaklık anlamına geliyor. Yani Türkiye’nin cepte kalması sağlanmak isteniyor.

Türkiye, yeni şartlar ileri süren AB’ye tam üyelik için müracaat ettiğini, imtiyazlı ortaklık istemediğini söylüyor. Süreç, Avrupa Birliği’nin Türkiye için imtiyazlı ortaklık kabulü ile devam ediyor.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu şartların değiştirileceğini, Kopenhag Kriterleri’ni yerine getiren Türkiye’nin AB’den üyelik için tarih alacağına inandığını söyledi. Ancak bu açıklamanın hemen ardından Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrell’in Türkiye ziyaretinde üzerine basa basa söylediği Kıbrıs’ın tanınması gerektiği konusu Avrupa Birliği’nin bu ağır şartları 17 Aralık’ta geri çekmeyeceğinin işaretlerini verdi.

Yeter ki, AB bize tarih versin de nasıl olursa olsun düşüncesi ile hareket edenleri, önümüzdeki süreçte zor günler bekliyor. Türkiye, AB’nin kendisinden istediklerini yerine getirdiğinde kendi egemenlik haklarından önemli ölçüde feragat etmiş, daha da bağımlı bir ülke haline gelmiş olacak. Türkiye yerine Almanya, Fransa, İtalya gibi AB ülkeleri karar alacak, Türkiye uygulayacak. Daha fazla bağımlı hale gelen Türkiye’de işçilerin bile ücretlerini belirleyen IMF’nin yanında AB yer alacak. İşçiler, emekçiler, çiftçiler bir hak mı talep etti, Brüksel’le görüşmeden bir şey söylemek mümkün olmayacak. Bu durumda Brüksel kendi çıkarını mı düşünür, hak talep edenin çıkarını mı düşünür? Ne dersiniz?

  

(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 166'dan)