amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ

Aralık 2004

 

Yeni umut kapımız AB mi?

Ülkemizin AB’ne katılımının geleceğimiz için yeni bir “umut kapısı” olacağı görüşü uzun bir süredir resmi politika olarak savunuluyor. Farklı kesimlerce farklı çıkarlar için desteklenen AB, her kesimin beklentilerinin karşılığı olabilir mi? Ülkemizde insan hakları ihlallerinden daha fazla demokrasiye ve geri kalmışlıktan, işsizlik sorunun çözümünü dek uzanan beklentilerle girilen AB, gerçekte nasıl bir oluşumdur? vb. sorularımızı üyelerimize yönelttik...

Mehmet Kılıç (Sarkuysan):

AB, İkinci Dünya Savaşı sonrası özellikle ABD’nin de askeri ve ekonomik destek vererek organize ettiği bir birliktir. ABD Başkanı, Sovyetler Birliği’nin alternatif bir güç olmasından ve dünyaya yayılacağından korktuğu için böyle bir birliği organize etti. Çünkü kapitalizm karşısında gelişen bir güç, sosyalizm vardı. AB, Avrupa kömür ve çelik işverenleri tarafından kurulan ekonomik bir birliktir.

AB, Türkiye için bir “umut kapısı” olarak gösteriliyor ama ben emekçilerin çıkarına olduğunu düşünmüyorum. Çıkartılan İş Kanunu, gündemde olan emeklilik yaşının yükseltilmesi vb. uygulamalar AB’ne uyum yasaları çerçevesinde çıkarılmaktadır.

AB’ne girdiğimiz zaman tüm sorunlarımız çözülecek gibi gösterilmekte ama orada da durumun emekçiler açısından hiç de iç açıcı olmadığı görülmektedir. Ücretler gerilemiş durumda, sendikal haklara saldırılar var, işsizliğin artığı bilinmektedir.

AB’ne girildiğinde demokrasi ve insan haklarının gelişeceğini söyleyenlere kısa bir örnek vermek istiyorum. AB’ne üye 25 ülkeden 13’ü şu anda Irak’ta işgal gücünü oluşturuyor. Yani Felluca’da yapılan katliamlara ortaklar...

Türkiye’nin bugünkü koşullarda mevcut tarımsal yapı ile AB’ne üyeliği halinde tarımın ve çiftçilerimizin zarar göreceği bilinmektedir. Türkiye’de daha üye olmadan tarım ve hayvancılık bitirildi. Bunun sonucunda varolan işsizlik oranına tarımda çalışanlar da katılacak. Kentlere büyük göç yaşanacak, şu anki varolan yağmacı sistemin getirdiği olumsuzlukların hepsi artarak yaşanacak. Hırsızlık, yankesicilik, gecekondulaşma, fuhuş vb. artacaktır.

İşsizliğin ve yoksulluğun olduğu bir yerde bunların olması gayet normaldir.

Kutlay Koçak (Yücel Boru):

Türkiye’nin Birliğe girmesi bir kurtuluş olarak gösteriliyor. AB emeklilik, sağlık, işsizlik alanında vatandaşlarına sağladığı olanaklarla olumlu karşılanan bir birlikti. Tabii ki çoğu insan bundan 30 yıl önceki Avrupa devletlerinin refah düzeyine göre değerlendiriyor. Halbuki bugün Avrupa ülkelerinde de kazanılan hakların budanması sözkonusu. En basitinden işsizlik oranı her geçen gün artıyor.

Ülkemizde de en son AB uyum yasaları çerçevesinde çıkarıldığı söylenen İş Kanunu ile denkleştirme, taşeronlaştırma, çalışma sürelerinin uzatılması, fazla mesailere yönelik saldırılar vb. kısaca esnek çalışma modelleri dediğimiz çalışma şekli dayatılıyor. Olumlu beklentiye girilmesinin en önemli nedeni ise işçilere serbest dolaşım hakkı sağlanacağının düşünülmesinden kaynaklanıyor.

Türkiye’nin AB’ne girmesini en çok isteyen grup sermayedarlar. Kendi bölgemizde Gebze’de yabancı sermaye yatırımları var. Ülkemizde işgücü daha ucuz olduğundan, eskimiş teknolojilerini buraya kaydırdıklarından, teşvik ve kredi olanaklarından yararlanmak istedikleri için yatırım yapıyorlar. Sermayenin tek amacı vardır. Daha fazla kar. Sürekli ben kazanayım diye düşünüyorlar, yoksa dinle ırkla alakası yok.

İbrahim Durmuş (Kroman Çelik):

AB konusunda tam olarak bir bilgi sahibi değiliz. Benim kişi olarak AB’ne girip girmeme konusunda tereddütlerim var. Benim çocukluğumun yaklaşık 11-12 yılı Almanya’da geçti. Babam Türkiye’den giden ilk işçilerdendi. Halen orada kalan akrabalarımız var. Onlar tatile geldiklerinde çalışma ve yaşam şartlarının geçmiş yıllara göre daha bir zorlaştığını söylüyorlar. Ülkemizin AB’ne girmesiyle en yakıcı sorunlarımızın özellikle de işsizliğin azalacağı söyleniyor ama orada da aynı sorunlarla boğuşuluyor.

17 Aralık tarihinin yaklaşmasıyla birlikte son günlerde fabrikada arkadaşlar arasında da en çok konuşulan konuların başında AB geliyor. Özellikle AB’ne girilmesini olumlu karşılayanlar; serbest dolaşım hakkının sağlanacağı beklentisindeler. Haberleri izliyorum bugünden Türkiyeli işçilere serbest dolaşım hakkını vermemek için pazarlıklar yürütülüyor.

AB’nin Türkiye’yi üyeliğe almasında asıl amacının Avrupa sermayesi için ucuz işgücü ve enerji kaynaklarından yararlanmak olduğunu düşünüyorum.

Yusuf Türker (Kroman Çelik):

AB Türkiye’yi üyeliğe alır ise; genç, dinamik bir nüfusu olduğundan ve ucuz işgücü cazip geldiği içindir. Baktığımız zaman Almanya’dan sonra en büyük nüfus Türkiye’dedir. 1960’lı yıllarda isim, soyadı yazdırıp Almanya’ya gitmek isteyeni götürdüler. O dönem okuma yazma dahi aranmıyordu. Türk işçiler maden ocaklarında, bedensel güç gerektiren işlerde çalıştırıldı. Şimdi üniversite mezunu, bilgisayar kullanabilen nitelikli elemanları istiyorlar. Yoksa ben söylendiği gibi serbest dolaşım hakkının tanınacağını beklemiyorum. AB, genelde ekonomik ve siyasi bir blok olarak kurulmuş gibi görülüyor ama ben gerçekte Hıristiyan birliği olduğunu da düşünüyorum. Zaten Avrupalılar da bizi çok da fazla istemiyorlar. En son Fransa’da yapılan anket sonuçları bunu gösteriyor.

Son dönemdeki tartışmaları biraz da ülkemizin NATO’ya girmesine benzetiyorum. NATO’ya girmişiz, ülke olarak hiçbir problemimiz olmamasına rağmen Kore’ye asker göndermişiz.

Muharrem Davulcu (Kroman Çelik):

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu ekonomik, sosyal şartlarda AB’ne uyum sağlayabilecek durumda olmadığımızı düşünüyorum. Türkiye’nin en büyük sorunu işsizlik ki orada da her geçen gün işsizliğin arttığını biliyoruz. Ülkemizi Birliğe alsalar bile bunun genç ve ucuz işgücüne duyulan ihtiyaçtan kaynaklanacağını düşünüyorum. AB kendi ülkelerinde doğal kaynaklarına, çevreye önem veriyorlar ama geri kalmış teknolojileri bizim gibi ülkelere gönderiyorlar.

İnsanlarımıza, serbest dolaşım hakkının sağlanması cazip geliyor.

ABD’nin yanında AB üyesi ülkeler de Irak’ta savaşıyorlar. Bazıları ise halkının tepkisi üzerine mecburiyetten askerlerini geri çekti. İşine geldiği zaman insan hakları deniliyor, ikili davranılıyor. Irak’a demokrasi götürüleceği söylenmişti, halbuki asıl amacın petrol olduğu anlaşıldı. Dünya’da bir çıkar ve güç dengesi oluşmuş durumda ve AB, bir güç birliğidir.

 

(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 166'dan)