![]() |
BİRLEŞİK METAL-İŞ Aralık 2004 |
|
Sosyal Güvenlik Reformu’nun anlamı SSK’nu tasfiye etmek
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ülkemizdeki sosyal güvenlik sistemini, var olan kurumları ve uygulamayı ortadan kaldırarak, tümüyle değiştirmeyi, sosyal güvenlik hizmetlerinin kamu hizmeti olmaktan çıkarılmasını ve özelleştirilmesini, kamusal kaynakların piyasaların yararına sunulmasını, bu yolla işçilerin birikimlerine el koymayı hedefleyen bir model önermektedir. Bu yaklaşım nedeniyle, “Reform Önerisi Taslağı”, reform iddiasında olan her yeni girişimde olduğu gibi; sosyal hakları tehdit etmektedir. Bu girişimin amacı, sosyal güvenlik sistemini tasfiye etmek ve sosyal güvenlik fonlarına el koymaktır. Modelin, büyük ölçüde 1994 yılından bu yana sosyal güvenlik kurumlarının yaşadığı sorunların, emeklilik parametreleri ile ilgili yeni düzenlemeler yapılarak çözülemeyeceğinden yola çıkılarak tasarlandığı belirtilmekte, bu kurumların içinde bulundukları sorunların, makro ekonomik dengelerin bozulmasına neden olduğu ifade edilmektedir. Anayasası’nda sosyal devlet ilkesinin yer aldığı bir ülkede, sosyal güvenliğin finansmanına ulusal bütçeden katkı sağlanması kaçınılmazdır. Bu nedenle sosyal güvenlik sisteminin finansmanına bütçe katkısı “açık” kavramıyla nitelenemez. Sosyal güvenliğin finansmanında devlet katkısına “açığın kapatılması” olarak yaklaşmak sosyal devlet anlayışıyla bağdaşamaz. Taslak metinde, sosyal güvenlik kurumlarının finansman açığının ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri sıralanırken, 1994-2003 dönemindeki açığın hazine iç borçlanma faiz oranları dikkate alınarak hesaplanan 2003 yılı güncel değerinin 345 katrilyon olduğu, on yıllık transferlerin toplamı olan bu tutarın neredeyse 2003 yılında yaratılan toplam ulusal gelire eşit olduğu belirtilmektedir. Aynı yöntemle yaptığımız hesaplamalar sonucu, 1990-2003 yılları arasında sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferlerin hazine faiziyle güncellenmiş değeri 404 katrilyon, Bakanlık taslağında gözden kaçırılan bir başka kalem olan faiz ödemelerine yapılan transferlerin güncellenmiş değeri ise 2351 katrilyondur. Yani faiz ödemeleri için ayrılan kaynak, 2003 yılı ulusal gelirinin yedi katıdır. Bakanlıkça yapılan hesaplamanın mantığına uygun bir başka anlatımla, sosyal güvenliğe bütçeden 1 birim aktarılırken, tefeci ve rantiyeye 7 birim aktarılmıştır. (Tablo 1) Ekonomik istikrarsızlığın nedeni, ileri sürüldüğü gibi “sosyal güvenlik sisteminin kendisi” değil, iş yaratma hedefi olmayan ve toplumun çoğunluğu için yapılan sosyal güvenlik harcamalarını yük olarak gören, toplumun küçük bir azınlığına kaynak aktarımını amaçlayan ekonomik sistem ve bunu sürdürmeyi amaçlayan siyasi tercihler ve politikalardır. Tablo 2’te çeşitli ülkelerde sosyal güvenlik harcamalarının milli gelire oranı gösterilmektedir. Burada Türkiye’de sosyal güvenlik harcamalarının düşük oranı göze çarpmaktadır. REFORM TASLAĞI İLE ÖNERİLEN MODEL Sosyal Güvenlik Reformu taslağı ile hedef, sosyal güvenlik sisteminin içinde barındırdığı fonlar ve piyasalar için kârlılık alanı olarak belirlenen alanlardır. Bu nedenle, SSK odaklı bir programla, sosyal güvenlik sistemi, piyasa kurallarının geçerli olduğu yeni bir sisteme dönüştürülmektedir. Bugüne dek bu amaçla sürdürülen bir dizi bilinçli girişimle, SSK’nın kurum olarak kamuoyunda güvenilirliği ortadan kaldırılmış, nitelikli hizmet sunma potansiyeli yok edilmiş, kurumun yönetimi, işleyişi ve çalışma koşulları farklılaştırılmış, nüfusun yarısına hizmet ve güvence sağlayan ve tek başına bir sosyal güvenlik kurumu olarak işlev gören yapı işleyemez hale getirilmiştir. Son uygulamalarla, SSK’nın kaynakları doğrudan özel sağlık işletmelerine aktarılarak, sondan bir önceki darbenin koşulları yaratılmıştır. Dünya Bankası tarafından önerilen tüm yapısal dönüşüm programlarının sistematiğine uygun olarak gerçekleşen bu uygulamanın bugün gelinen aşaması, bu reform taslağı ile gerçekleştirilecek kurumsal yapıya, hukuksal dayanak ve toplumsal destek oluşturma girişimidir. Dünya Bankası, sağlık ile ilgili politika önerilerinde, öncelikle sağlık harcamalarına ulusal ekonomiden daha fazla kaynak aktarılmasını önermektedir. Bu önerinin dayanağı daha çok insana daha iyi sağlık hizmeti verilmesi değil, sağlığın piyasalaşması için daha çok kaynak gerektiğidir. Dünya Bankası dilinde koruyucu sağlık hizmetlerinin adı “talep sıkıntısı çekilmeyen tedavi hizmetleri dalı”dır. Bu alandaki harcamalar kişisel kaynaklardan istikrarsız ödemelerle değil, sağlık sigortası fonları ile yapılmalıdır. Dolayısıyla “nüfusun tümünü” kapsayan bir sigorta sistemine gereksinim vardır. Prim ödeme gücü olanlar, bu sisteme kendi ödeyecekleri primlerle katılacaklardır. Prim ödeme gücü olmayanların primleri ise devlet tarafından karşılanmalıdır. Devlet bütçesinden tedavi hizmetlerine kaynak aktarılmasına son verilmelidir. Bütçe koruyucu (asgari) sağlık harcamaları için kullanılmalıdır. Yani, prim ödeme gücü olmayanlar için devletin yapacağı katkılar bazı paketlerle sınırlı olacaktır. Tedavi hizmeti veren kurumlar, sigorta fonlarının hizmet satın aldığı kurumlar haline dönüştürülmelidir. Bu amaçla, bu kurumlarda reorganizasyona gidilmelidir. Hizmet veren ve finanse eden kurumlar birbirinden ayrılmalıdır. Bu kurumlar arasındaki ilişki piyasa aracılığı ile kurulmalıdır. Hizmet kalitesi için özel hastaneler teşvik edilmelidir; ancak asıl olarak kamu hastanelerinin sigorta fonlarına hizmet satacak işletmelere (Reform tanıtımında bu ifade ‘hastanelerin fatura verir hale gelmeleri’ olarak tanımlanmaktadır) dönüştürülmesidir. Dünya Bankası, hastaneler dışındaki tedavi hizmet talebinin geliştiği alanlara devlet bütçesi kaynaklarının aktarılmasının kesilmesini, bu hizmetlerin özel muayenehaneler ve polikliniklere (aile hekimliği) verilmesini ve finansmanının sigorta fonlarınca yapılmasının hedeflenmesini önermektedir. Geçtiğimiz yıllarda benzer başka girişimlerde olduğu gibi bu taslak, bir reform gerektiği savı ile yola çıkmakta ve “ekonomik istikrarsızlığın nedeni olarak öne sürdüğü sosyal güvenlik sisteminin finansmanın yarattığı yoksulluğu ortadan kaldırma”yı hedeflemektedir. Reforma gerekçe yaratmada bu denli zorlanmanın ve uygun olmayan bir neden-sonuç ilişkisine dayandırmanın nedeni; reformun yukarıdaki Dünya Bankası önerilerine/ buyruklarına dayandığı ve önerilen modelin kaynağının Dünya Bankası olduğu gerçeğini gizleme isteğidir. Önerilen sistem bir özgünlük taşımamakta ve bir yenilik içermemektedir. Öncelikle uzun ve kısa vadeli sigorta kollarının ayrıştırılması (SSK için bu uygulamaya dönüşmüştür), bir genel sağlık sigortası kurulması, SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve özel sandıkları kapsayacak biçimde sosyal sigorta kurumlarının, norm ve standart birliği de sağlanarak tek çatı altında birleştirilmesi; sosyal yardımların merkezi bir organizasyon tarafından gerçekleştirilmesi ve tüm bu hizmetleri yerine getirecek yeni bir kurumsal yapılanma, bu alandaki reform girişimlerinin olmazsa olmazları olarak sürekli gündeme getirilmiştir. Geçmişte olduğu gibi, bu kez de yapılmak istenen bu değişikliklerin ortak ve tek özelliği sosyal sigorta fonlarına el konulması ve sosyal güvenliğin kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılmasıdır. Bu el koyma işlemiyle, uzun vadeli bir sigorta biçimi olan emeklilik fonları sermaye birikiminin ihtiyaçlarına, iç borçlanma, hisse senedi piyasasının canlandırılmasına uyarlanabilir duruma getirilmektedir. Prime dayalı sağlık hizmetleri yani genel sağlık sigortası yoluyla ise, sağlık hizmetlerinin maliyetlerinin hizmeti kullananlardan sağlanması ve sağlık tesislerinin özelleştirilmesi yöntemi yerleştirilmektedir. Bunun sonucu olarak, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi ile birlikte doğrudan ve dolaylı vergileme yöntemiyle iki fon oluşturulacak; sosyal güvenlik ve sağlık temel haklar olmaktan çıkarılarak, “sadaka”ya dönüştürülecektir. Bu girişimin anlamı, insanlık tarihinin kaydettiği gelişme aşamasını ve emekçilerin mücadele ederek elde ettiği kazanımları reddetmek, hakların kullanımına dayalı çağdaş kurumsal çözümleri tasfiye ederek, yüzyıllar öncesinin yoksulluk yönetimine geri dönmek, arkaik “Yoksullar Yasası”na yönelmektir. Devletin temel sosyal yükümlülüklerini terk ederek, yoksulluk yönetimine yönelmesi istenmektedir. GENEL SAĞLIK SİGORTASI Genel Sağlık Sigortasının, toplumun, sosyal güvenlik kurumları kapsamında olmayan, dolayısıyla devletin “açık kapatmak” amacıyla yaptığı katkılardan yararlanamayan ve sayıları da 4-20 milyon gibi bir yakınlıkla tahmin edilen “yoksullarına” sağlık hizmeti sağlamak amacıyla kurulacağı belirtilerek, reform girişimine meşruiyet kazandırmak ve destek sağlamak istenmektedir. Gerçekte, Genel Sağlık Sigortası, Dünya Bankası’nın da önerdiği gibi sağlığın piyasalaştırılmasında gerekli olan araçlardan biridir. Bu nedenle, Genel Sağlık Sigortası, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile bağlantılı olarak tasarlanmakta ve uygulanmakta olan bu projenin finansal ayağını oluşturmak istenmektedir. Başka bir deyişle, sağlık işletmelerine dönüştürülen devlet hastaneleri aracılığıyla bütünüyle ticarileşen ve dönüştürülen sağlık sisteminin finansmanı, Genel Sağlık Sigortası ile karşılanacaktır. Genel Sağlık Sigortasının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı üzerinden yürütülmesinin temel nedeni ise SSK hastanelerinin bu sisteme eklenmek üzere tasfiye edilmesi ya da mülkiyet değiştirmesi gereğidir. Genel Sağlık Sigortası bir sağlık finansmanı aracıdır. Bu işleyişin gerçekleşmesi, sağlık sigortası sisteminin seçilmesi durumunda, devlet sağlık hizmeti sağlamaktan çekilecek ve primli bir sistem yürürlüğe girecektir. Bu seçimin anlamı, sağlığın bir hak olmaktan çıkması, toplumsal boyutunun ortadan kalkarak kişiselleşmiş ve özelleşmiş nitelik kazanması ve sağlık hizmetlerinin prim karşılığı satın alınır hale gelmesi demektir. Tablo 3’te sağlık harcamalarına ilişkin karşılaştırmalar sunulmaktadır. Öte yandan Reform önerisi, aile hekimliği, hasta sevk zinciri oluşturma ve bunun için model önerme gibi, sağlık sistemini ve sağlık politikalarını belirleme ve yönlendirme eğilimi taşıyan düzenlemeler de içermektedir. Ülke sağlığını planlamak, sağlık politikalarını belirlemek, tanı ve tedavi kurumlarını geliştirmek, teknoloji ile donanmış sağlık kurumları oluşturmak, Genel Sağlık Sigortası gibi bir finansman kurumunun görevi değildir ve olamaz. Ulusal sağlık politikası bir devlet politikası olmak zorundadır. Bu açıdan genel sağlık sigortasına işlevi dışında görev yüklemek yanıltıcıdır. Üstelik, sağlık hizmetlerinin sosyalizasyonu ile ilgili bir yasanın yürürlükte olduğu gerçeği, bu alandaki model arayışlarını ortadan kaldırmalıdır. Sağlığın kamusal bir hak olduğu, devletçe sağlanması ve kamu hizmeti yoluyla düzenlenmesi gerektiği, yani ticari meta konumuna indirgenmemesi anlayışı benimsenmelidir. Oysa taslak metinde önerilen düzenlemelerin arka planında sağlık hizmetlerinin metalaştırılması anlayışı yatmaktadır. Önerilen sisteme bir bütün olarak bakıldığında sağlığın bir hak ve kamusal görev olmaktan çıkarıldığı görülmektedir. Kurulmaya çalışılan sistem ile sağlık piyasalaştırılmakta, sağlık hizmetleri piyasada oluşacak fiyatlara endekslenmektedir. Prim ödemesini zamanında yapmayanların sağlık sigortasının sağladığı haklardan yararlandırılmaması sosyal sigorta anlayışı ile bağdaşmayacak özel sigortacılık anlayışının bir sonucudur. Katkı payı adı altında, bugünkü uygulamanın da ötesinde, paralı sağlık uygulaması yaygınlaştırılmaktadır. Sigortalının “hekim ve sağlık kuruluşunu seçme özgürlüğü” adı altında, kamusal sağlık hizmetlerinin önü kapanmakta, ticarileşme ve piyasalaşma desteklenmektedir. Sağlık hizmetleri, aile hekimliği ile başlayan bir basamaklandırma işlemiyle, “temel teminat paketine” indirgenmektedir. Bu paketin içeriğinin dar tutulması ve yönetmeliklerle belirlenmek yoluyla değişikliğe açık tutulması sistemin doğası gereğidir. Böylelikle temel teminat dışındaki sağlık hizmetlerinin çeşitlendirilerek fiyatlandırılması, her aşama için doğrudan katkı payı alınması, giderek özel sağlık sigortası aracılığıyla tümüyle paralı hale gelmesinin yolu açılmaktadır. Bu, sağlıkta kamusal sorumluluğun silikleşmesi, sağlığın temel bir hak olmaktan çıkarılması ve özel sigortacılığın, kamu hizmetinin yerine geçmesi anlamına gelmektedir. Sağlık hizmeti üreten kurumların işletmeye dönüştürülmesi, kamunun sağlık hizmetinden çekilmesi, kamuya ait tüm sağlık tesislerinin piyasa kurallarına göre çalışması, bu noktaya dek gidebilecek girişimler için ilk adım niteliği taşımaktadır. İşletmeye dönüşen sağlık kurumlarında hizmetlerin taşeronlaştırılması gündemdedir. Çalışanların sözleşmeli personel olarak istihdamına olanak tanınması güvencesiz istihdamı getirecektir. Sağlık gibi, doğrudan insan etkileşimi ile gerçekleşen bir hizmetin, sürekliliğini tehdit eden bu çalışma koşullarının yaygınlaşması, hizmet kalitesini düşürecek bir uygulamanın önünü açacaktır. Genel Sağlık Sigortası, devletin prim ödeme gücünden yoksun olanların primlerini ödeyeceği, prim ödeme gücü olanlar, dolayısıyla çalışanlar için herhangi bir katkı yapmayacağı esası ile kurgulanmaktadır. Oysa asıl olan, devletin tüm yurttaşların için eşitlik gözeterek davranmasıdır. Devlet, sağlık hizmetlerini tüm yurttaşları için erişilebilir kılmak ve sağlık hakkından yararlanmada tüm yurttaşlarına eşit davranmakla yükümlüdür. HAK OLARAK SOSYAL GÜVENLİK YERİNE, YARDIM Reform taslağı, sosyal güvenlik sistemi ile yoksulluk arasında bağlantı kurmaya özel bir çaba göstermektedir. Bu çerçevede reformla yürürlüğe girecek sistem sosyal güvenlik olarak değil, “sosyal koruma” olarak adlandırılmaktadır. Metinde, ısrarla sosyal güvenliğin yoksulluğa karşı koruma olduğu, ancak mevcut sosyal güvenlik sisteminin bu temel amacı gerçekleştiremediği vurgulanmaktadır. Sosyal güvenlik ile yoksulluk ilişkilendirilerek, daha önce de vurgulandığı gibi “yoksulluk yönetimi” reformunun gerekçeleri oluşturulmaktadır. Bu amaçla Öncelikle sosyal güvenlik açıklarının, ekonomideki tüm sorunların (kamu açıkları, borçlanma vb) kaynağı olduğu, gibi kanıtlanamaz bir iddia ileri sürülmektedir. Var olan sosyal güvenlik sisteminin yoksulluğun artmasının sorumlusu olduğu söylenerek, sosyal güvenlik reformu yoksullukla mücadele alanına sınırlanmaktadır. Böylece, sosyal güvenlik haklarının sınırlanabilmesi meşrulaştırılmakta ve sosyal güvenlik fonlarının sermaye birikiminin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılması niyetinin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Taslakta yer alan sosyal güvenlik açıklarının yoksulluğu artırdığı iddiası doğru değildir, üstelik bunun tam tersi doğrudur. Yani, yoksulluk artışı, sosyal güvenlik kurumlarının taşıyamayacağı boyuta ve hıza ulaşmış ve bu kurumların kaynaklarının kuruma noktasına gelmesine neden olmuştur. Kapitalist sistemin işleyişi nedeniyle giderek daha fazla sayıda insan işsiz kalmakta, yaşamını sürdürmeyi sağlayacak bir işe ulaşma olanağından giderek uzaklaşmaktadır. Ekonomi, iş yaratmamaktadır. İş ve işe ulaşma yöntemleri de piyasalaşmıştır. İşsiz sayısındaki artış, ücretlerin genel düzeyini etkileyerek, aşağıya doğru çekmektedir. Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminin gelirleri mutlak ve göreli olarak azalmaktadır. Aynı şekilde, düzenli istihdam biçimleri yerine, esnek istihdam ilişkilerinin yaygınlaşması ve bunun kayıt dışılığı desteklemesi, ekonomik krizler sonrası yaşanan kitlesel işsizlik, özelleştirmeler sonucu ortaya çıkan iş kaybı, yoksullaşmaya neden olarak, sosyal güvenlik fonlarını tehdit etmektedir. Bu noktada, sosyal güvenlik kuruluşlarının her türlü olumsuzlamaya, eleştiriye, bilinçli karalamaya ve gözden çıkarılmışlıklarına karşın, toplumsal dayanışmayı sağlamayı başaran ve yoksulluğa karşı toplumsal bütünleşmeyi destekleyen ve sürdüren işlevi gizlenememektedir. Sosyal güvenlik açıklarının yoksulluğu artırdığı iddiası, sosyal güvenlik açıkları kapatıldığında yoksulluğun azalacağı düşüncesini geçerli kılmak için yayılmaktadır. Oysa, sosyal güvenlik açıklarının kapatılmasıyla yeni bir fon oluşmayacaktır. Gelirlerin giderlerini karşılaması anlamına gelen açıkların kapanması durumunda ortaya çıkacak olan “fazlanın”, yoksullar için ve yoksullukla mücadele için kullanılması söz konusu olmayacaktır. Bu fon da mali sermayenin paylaşımına sunulacaktır. Bu genel değerlendirmeler ışığında çözüme ilişkin bazı önerilerimiz şunlardır: Bu öneriler sosyal güvenlik için:
Sağlık hizmetleri için:
(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 166'dan) |