amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ

Mart 2005

 

GÜNDEM

Mart Ayazı

Ülkenin ekonomik ve siyasi gündemi oldukça sıcak...

Ancak dikkatler uluslararası ilişkilere çevrilmek isteniyor.

ABD, Büyük Ortadoğu Projesini tamamlamak için Avrupa’ya yönelik diplomatik ataklarını hızlandırırken, Türkiye kamuoyunda yükselen Amerika karşıtlığının önlenmesini istiyor...

Bu talebin yakışıksız, tehdit edercesine yapılması, elbette diplomatik ve demokratik ölçüler içinde olduğu söylenemez.

Oysa ABD karşıtlığı değil fakat ABD yöneticilerine karşıtlık salt Türkiye’de değil, tüm dünyada yükselmektedir.

Ama bu süreçte Türkiye’nin özellikle içe dönerek zaman yitirmesi isteniyor.

Türkiye bu yapay sorunlarla boğuşmaktan kurtulup başını kaldırdığında, Ortadoğu, Orta ve Güney Asya’ya yeni bir harita çizilmiş olacağını tahmin etmek zor değil.

Biz bu oyunu gördük.

Bölgemizin ve dünyamızın Amerikan kalemi ve kurşunu ile çizilmiş yeni bir haritaya değil, sadece barışa ihtiyacı var.

Bunun için de ABD’nin gelmesi değil, GİTMESİ gerekiyor.

SEKA DİRENİŞİ YOL GÖSTERİYOR

Cumhuriyetin yüz akı işletmelerinden SEKA’yı sahiplenen işçilerin direnişi, gazetemiz matbaaya gittiğinde 45 günü bulmuştu.

Dile kolay.

750 emekçinin örgütlü ve kararlı duruşu emekçi halkın destek ve dayanışmasının yarattığı güçlü dalga ile birlikte siyasi kararları durdurdu.

Siyasi iktidar kararlarının da tartışılabilir olduğunu gösterdi.

Bunun demokratik işleyiş açısından da önemli bir katkı olduğunu söylemek gerekir.

Seka emekçilerinin dirençli ve kararlı tutumu şimdi; Telekom, Türk Hava Yolları ve Tekel işçilerine yol gösteriyor.

Petkim ve POAŞ işçilerinin mücadele ile yarattıkları deneyim ile birlikte şimdi ülkemizde özelleştirmeye karşı daha yaygın, kitlesel ve kararlı bir mücadele süreci oluşturmak mümkündür.

Bu konuda Türk-İş’e büyük bir sorumluluk düşüyor.

Elbette konfederasyonumuz DİSK de dayanışmacı tutumunu yükselterek mücadele içindeki yerini almalıdır.

Çünkü özelleştirmeye karşı mücadele, salt bir sendika veya konfederasyonun tek başına çözebileceği bir konu değildir.

Tüm üyelerimizi, başta SEKA emekçileri olmak üzere özelleştirmeye karşı mücadele yürütenlerle sürekli dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.

2821- 2822 DEĞİŞSİN DE, NASIL?

Böylesi ulusal ve uluslararası planda önemli gelişmelerin yaşandığı bir süreçte

siyasi iktidar emeği ve emekçileri küçümsemeye devam ediyor.

Aldıkları bir çok kararla kazanılmış haklarımızı yok etmeye çalışıyorlar.

Atılan her adım emekçilerin aleyhine oluyor.

Şimdi gündeme getirdikleri ise, bizlerin yıllarca değişmesi için mücadele verdiğimiz 2821 ve 2822 sayılı Yasalar.

Değişikliklerle ilgili taslaklara baktığımızda, her şeyin göstermelik olduğunu görüyoruz.

Noter şartı mı? Devam ediyor.

İşkolu barajı mı? Devam ediyor.

İşyeri barajı mı? Devam ediyor.

Uzun ve yorucu toplu sözleşme prosedürü mü? Devam ediyor.

Grevle ilgili kısıtlamalar mı? Aynen devam ediyor.

Genel grev mi? Yine yasak.

Dayanışma grevi mi? Yine yasak.

Peki biz hangi değişikliği gerçekten “demokratikleşme” olarak kabul edeceğiz?

Hangi değişiklik örgütlenme hakkının eksiksiz kullanımını sağlıyor?

Hangi değişiklik, özgür toplu pazarlık hakkının kullanımına olanak sağlıyor?

Hiçbiri...

Sorun madde metni değil. Zihniyetlerdedir.

Önce zihniyeti değiştirmek gerekiyor.

Sendikaların ÖZGÜR örgütlenme, ÖZGÜR toplu pazarlık ve grev hakkına saygı göstermek gerekiyor.

Bunlar; demokratik siyasi hayatın en temel koşullarındandır.

Bir sisteme DEMOKRASİ diyebilmenin “olmazsa olmaz” şartlarıdır.

Bu nedenle; demokratik bir rejimin temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğüne SAMİMİ olarak inanmanın koşulu, hukuku toplumsal kesimlerle mutabakat sağlayarak yapmaktır.

O halde, 2821 sayılı Sendikalar Yasası’nda ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’nda yapılacak değişiklikler için İŞÇİLERİN görüş ve önerilerinin dikkate alınması, siyasi iktidarın demokrasiye inancının ölçüsü olarak kabul edilecektir.

 

(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 167'den)