amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ

Mayıs 2005

 

GÜNDEM

1 Mayıs 2005 coşku ile kutlandı...

 

100 bini aşkın emekçi, işsizliğe, yoksulluğa, haksızlığa ve baskılara “HAYIR !” dedi.

1 Mayıs’a birkaç hafta kala belli çevrelerin yazılı ve görsel medyada temcit pilavı gibi ısıttıkları “olaylar çıkacak” şeklindeki korkutmacalar da alana gelen 100 bini aşkın işçi ve emekçi tarafından boşa çıkartıldı.

1 Mayıs 2005’e sağduyu hakim oldu.

İşçi ve memur konfederasyonları, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, gençler, emekliler, işsizler, aydınlar ve sanatçıların katılımı ile son yılların en yığınsal, en coşkulu ve renkli 1 Mayıs kutlaması ortaya çıktı.

Televoleci medya malzeme bulamadı. Eli boş döndü.

Sendikamız korteji ilgi odağıydı

Sendikamız katılımı da, geçmiş yıllara göre oldukça yüksekti.

Özellikle genç üyelerimizin yoğun katılımı övgüye değer oldu.

Genç üyelerimiz bayraklarımızı, pankartlarımızı, şehitlerimizin resimleri basılı gömlekleri, taleplerimiz yazılı dövizleri özen, disiplin ve yüksek sorumluluk duygusu içinde taşıdılar.

Tüm şube yöneticilerimizi, işyeri temsilcilerimizi, emeği geçen herkesi, fakat kararlı ve örgütlü duruşları nedeni ile genç üyelerimizi özellikle kutluyoruz.

Ancak; mücadele devam ediyor...

1 Mayıs’ı başarı ile gerçekleştirdik.

Gücümüzü, kararlılığımızı ve örgütlülüğümüzü gördük, gösterdik.

Ve mücadele devam ediyor.

Çünkü, önümüzde emekçiler ve ülkemiz için devasa sorunlar duruyor.

- İzmir’de Gimas ve FTB işçileri bu nedenle hakları için, iş ve aş için grevdeler.

- 2004 yılı verilerine göre de, yılda 1500 kişi iş kazalarında yaşamını yitiriyor.

Daha geçen ay Gediz’de 18 emekçi alınması gereken en temel güvenlik önlemlerinin alınmamış olması nedeni ile toprağa gömüldüler.

18 insan daha öldü.

18 insan...

Ya televoleci medyanın haber değeri taşımadığı için basına yansıtmadıkları...

Yani gencecik insanlarımızın kopan uzuvları, eller, parmaklar, sönen ocaklar, kararan gelecek umutları...

Serbest piyasa düzeninin, insana değer vermeme, insan hayatını önemsememe ve insan hayatını korumaya yönelik önlem almama serbestliği biçiminde algılandığı anlaşılıyor.

Oysa sağlık ve güvenlik tedbirleri; uyulması ve bilince kazılması gereken değil de atlatılması gereken bir formalite olmaktan çıkartılmalıdır.

- Öte yandan dolaylı vergilerin % 70’lere dayandığı, yani vergi adaletsizliğinin diz boyu olduğu bir mali düzen emekçilere başarılı bir model gibi cilalamaya çalışılmaktadır.

Gelir dağılımı adaletsizliğinde dünya 5. liğini yine kimseye kaptırmadık.

Büyük kentlerde yaşayan insanlara, kent vergisi getirmeyi planlayan şaka gibi bir mantık şakacı bir bakan ve muhterem eşi tarafından dillendirilmeye başlandı.

- İş yasasını ” hallederek” sermayeye şirin görünmeyi tercih edenler; aynı yaklaşımla sendikalar yasasını ve toplu iş sözleşme-grev ve lokavt kanununu da halletmek üzere “fırsat kollamayı” sürdürüyorlar.

Olasılıkla, sürmekte bulunan ve 300 bini aşkın kamu emekçisinin toplu iş sözleşmesinin en sıcak anlarında, bu yasalar parlamentoya iner ve siyasi iktidar ile çok üyeli konfederasyonlar “partiler üstü” pazarlıklara girerler.

- İşçilerin açık iradesine rağmen SSK hastahanelerini ileride özelleştirmek üzere kamuya devreden IMF ve Dünya Bankası patentli dayatmadan sonra, şimdi emekçilerin emeklilik hakkı üzerinde yoğunlaşmaya başladılar.

Emekli maaşına vergi koymayı başaramayanlar şimdi 2017’ye kadar emekli maaşlarını kademeli olarak yarı yarıya düşürmeyi hedefleyen sinsi planlar peşindeler.

- IMF başkan yardımcısı Kruger’in tam da böyle bir süreçte, Türkiye’de kıdem tazminatı ile emekli maaşlarının yüksekliğinden söz etmesinin bir tesadüf olduğuna inanmak elbette tam bir saflık olur. Atalarımız boşuna mı, “ söyleyene değil, söyletene bak” demişler?

- Ekonominin % 10 büyüdüğünü ileri sürenler ile sadece Ocak 2005’te işlerini yitirenlerin sayısının 200 bin kişi olduğunu aynı çevrelerin ifade etmesi bir şaka değil, siyasi açıklamadır.

Görev başına...

1 Mayıs 2005 kutlamalarında yükselen morallerimiz, gurur duyduğumuz örgütlülük bilinci ve mücadele azmimizi düşürmeden, gözümüzü sendikamızdan ayırmadan hem ülkemiz üzerinde döndürülen kara bulutlar ile emekçi halkın kazanılmış haklarına göz diken zihniyetin aynı olduğunu gözden kaçırmadan mücadeleyi yükseltmekten başka çaremiz görünmüyor.

Ve son derece açık görünüyor ki, emekçi halkın çıkarları ile ülkenin çıkarları örtüşmüştür. Şimdi sorunlarımıza sahip çıkmak, yurdumuza da sahip çıkmak demektir.

Haydi görev başına!

 

(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 169'dan)