amblem

BİRLEŞİK METAL-İŞ

Haziran 2005

 

AB karışır da, Türkiye’de sular durgun akar mı?

 

Çevrenizdekileri etkileme, yönlendirme ve hatta biçimlendirme yeteneğine sahip değilseniz aynı etkileri dışarıdan beklemeye alışkın olmanız gerekir. Bu özelliklerden mahrum olmanız, doğal olarak dışsal etkilerin sizde yaratacağı sarsıntıları hesaplamanızı, önlem alma refleksi göstermenizi kaçınılmaz kılar. Sürekli savunma yapıp beraberliğe ya da daha az gol yiyerek mağlup olmaya fit olmuş bir futbol takımınınki kadar zordur işiniz. Ancak, çoğunluğunu bin bir güçlükle bilet alıp maçı izlemeye gelenlerin oluşturduğu seyirci topluluğunu maç bitiminde yatıştırmak için özlü açıklamalar yapmak gerekmektedir; “yenildik ama ezilmedik”, “hakem tarafsız değildi”... İçinde bulunulan durum ne kadar zor olursa olsun, dönüp dolaşıp bir ok gibi saplanması tehlikesine karşı sözcükler çok büyük bir özenle seçilir. Bu zorunlu diplomasi samimiyetsiz duruşu daha bir katmerli hale getirir. Başarısını yediği gollerin sayısına endeksleyen bir futbol takımı benzetmesi Türkiye’yi siyasi olarak temsil edenlerden çok uzak olmasa gerekir.

Fransa ve Hollanda’da Avrupa Birliği Anayasası ile ilgili yapılan referandum sonucunda halk “hayır” yanıtını vermiştir. Başarısızlığa uğrayan ülkenin antrenörü (Fransa başbakanı) istifa etmiştir.

Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmaya çalışan Türkiye ve referandumun yapılacağı diğer ülkeler telaşlı tavırlarını gizleyememişlerdir. Seyirci şaşkın ve etkilenmeye açıktır çünkü. Avrupa kupasına katılma heyecanı ile yanıp tutuşan, fotoğrafta yer alabilmeyi bile kendisi için büyük bir başarı sayan siyasi temsilcilerimiz, “bu sonuçlar Türkiye’yi etkilemez” diyebilmektedir. Bu korku dolu cümleleri, “umarız Türkiye işçi sınıfı AB’ye karşı bir tavır almaz” biçiminde yorumlamak gerekmektedir. Çünkü, 29 Mayıs günü Fransa’da referandumda oy kullananlar üzerinde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre işçilerin yüzde 78’i, işsizlerin yüzde 71’i, çiftçilerin yüzde 70’i, kamuda çalışan ücretlilerin yüzde 64’ü ve özel sektörde çalışan ücretlilerin yüzde 56’sı “hayır” oyu kullanmıştır. Bu, AB yolcularını korkutan birinci nedendir. İkinci neden ise, Fransa ve Hollanda’da “hayır” yanıtının çıkmasının altında, hükümetlerin neo-liberal politikaları, sosyal hakların tasfiye edilmesi, reel ücretlerin gerilemesi, işsizliğin artması ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin iyice tırmanması gibi halkın önemli bir bölümünü ilgilendiren sorunlar yatmaktadır. Bu sorunlar Türkiyeli işçi ve emekçilere hiç uzak değildir. Sorunlar her ülkede benzer başlıklarda ve farklı yakıcılıkta yaşanmaktadır. Dolayısıyla, sorunları yine her ülkede toplumun aynı bileşenleri yaşamaktadır: işçiler, kamu çalışanları, çiftçiler, işsizler...

Türkiye’nin bu gelişmelerden etkilenmeyeceği yorumu ise tamamen yalandır. Bu sadece sermaye sözcülerinin bir temennisidir. Çünkü, emirlerine harfiyen uyulmaya çalışılan AB’ndeki bir karışıklık Türkiye’yi hareketlendirme gücüne sahiptir. Üstelik Türkiye’de halk AB konusunda tam olarak ikna olmamışken ve kararını netleştirmemişken bu gelişmelerin patlak vermesi, AB tayfası için önemli bir sorundur.

Konu AB açısından ise çözülmesi gereken bir sorundur. AB’nin yada sermayenin birliğinin meşruluğu tehlikededir. Kamuoyu yoklamalarına göre “hayır”cı ülkelerin sayısı artmaktadır. İtalyanlar eski para birimine dönmek istemektedir. İki ülkede yapılan referandum sonucunda yaşanan kargaşa, sarsılmaz bir kale gibi gösterilmeye çalışan AB’nin ne kadar kırılgan bir yapısı olduğunu göstermesi açısından öğretici olmuştur.

 

(Birleşik Metal-İş Gazetesi, Sayı 170'den)